Uşak Üniversite Aile Sağlığı Merkezi - Uşak / Merkez (Uşak) / | En Güncel Aile Hekimleri ve Aile Hekimi Uzmanlığı Haberleri
DUYURULAR
26 Haziran 2018 Salı - 12:55

Nasıl bir güneş koruyucu kullanmalısınız ? “Dünya Sağlık Örgütü”, özellikleri aşağıda belirtilen güneş kremlerinin kullanılmasını tavsiye etmektedir. Güneş kremleri: Geniş spektrumlu koruma (UVA ve UVB ışınlarına karşı korumalı) sağlamalı. Güneşten koruma faktörü (SPF) 30 ve daha yüksek olmalı. Suya dayanıklı olmalıdır. Yukarıdaki üç maddeye uygun olan güneş kremleri, cildinizi güneş yanıklarına ve erken yaşlanmaya karşı korur. Ancak, yalnızca güneş kremi kullanmak sizi tamamıyla koruma altına almaz. Cildin korunması ve cilt kanserinin erken teşhis edilmesi için tavsiyeler: Güneşe maruz kalan tüm ciltlere, geniş spektrumlu, suya dayanıklı, 30 (SPF) ya da daha yüksek koruma faktörlü güneş kremini çekinmeden, bol miktarda uygulayın. “Geniş spektrum” hem UVA hem de UVB ultraviyole ışınlarına karşı koruma sağlar. Ürünlerin etiketinde belirtildiği şekilde, ya da yaklaşık iki saatte bir, hava bulutlu da olsa yüzdükten ya da terledikten sonra güneş kremini yeniden uygulayın. Koruyucu giysiler giyin, uygun olduğu taktirde, uzun kollu, pantolon giyip geniş bir şapka ve güneş gözlüğü takabilirsiniz. Gölge varsa, gölgeye kaçın, bildiğiniz üzere güneş ışınlarının en güçlü olduğu saatler sabah 10.00 ile öğlen 14.00 arasıdır. Yani, gölgenizin sizden kısa olduğu saatlerde siz de gölgede durmaya çalışın. Su, kar ve kum olan yerlerde ekstra tedbir alın, çünkü su, kar ve kum zararlı güneş ışınlarını yansıtır ve dolayısıyla güneş yanığı riski artar. D vitaminini sağlıklı beslenerek daha güvenli bir şekilde, bazen de vitamin takviyeleriyle alın, bunun için güneş aramayın. Solaryumdan uzak durun. Güneşin ultraviyole ışınları ve solaryum cilt kanserine ve kırışıklıklara neden olabilir. Bronz görünmek istiyorsanız, güneşsiz bronzlaştırıcılar kullanabilirsiniz ama bu ürünleri kullansanız bile güneş koruyucu kullanmayı ihmal etmeyin. Doğum gününüzde doğduğunuz elbiseyi yani cildinizi kontrol edin. Cildinizde bir değişiklik, büyüme ya da kanama fark ederseniz bir dermatologunuza görünün. Cilt kanseri, özellikle erken teşhis edildiğinde tedavi oranı yüksek bir kanserdir.

20 Haziran 2018 Çarşamba - 14:52

Gıda zehirlenmesi nedir? Gıda zehirlenmesi, bozulmuş ya da mikrop bulaşmış yiyecekler yediğinizde metabolizmamızın ağır şekilde etkilenmesi sonucunda oluşan ciddi bir sağlık sorunudur. Aynı zamanda gıda kaynaklı hastalık olarak da tanımlanır; bakteriler, virüsler, parazitler ve bunların toksinleri, gıda zehirlenmesinin en yaygın nedenleridir. En önemli belirtileri arasında, kusma, ishal, karın ağrısı, baş dönmesi, bulantı ve kramplar bulunur. Eğer bu belirtilere; ateş, dışkıda kan, sıvı kaybı eşlik ediyor ise veya birkaç gün sonra kişide düzelme olmuyor ise mutlaka tıbbi yardım alınması ve bir acil servise gidilmesi gerekir. Gıda zehirlenmesinde en etkili tedavi bol sıvı alımıdır. Çoğu gıda zehirlenmesi vakası kendi kendine iyileşir. Gıda zehirlenmesini önlemek için yiyecek hazırlama alanlarınızın ve ellerinizin temiz olması, ve yemeği uygun koşullarda pişirmeniz önemlidir. Gıda zehirlenmesi nedir? Gıda zehirlenmesi, toksin, kimyasal veya bakteri, virüs veya parazit içeren gıdaların tüketilmesi sonucunda oluşan ve çok ciddi sağlık riskleri yaratabilen bir hastalık durumudur. Mikroplar veya bunların toksinleri, herhangi bir işlem veya üretim noktasında gıdaları kirletebilir. Evde iyi temizlenmeyen ya da eksik pişirilen gıdalar da zehirlenmeye neden olabilir. Gıda kaynaklı hastalıkların çoğu, kısa sürelidir ve kendiliğinde düzelme özelliğine sahiptir. Ancak bazı ciddi vakalarda fazla sıvı kaybı, böbrek rahatsızlıkları ve daha ciddi riskler olabilir. Gıda zehirlenmesi belirtileri Kusma İshal Mide bulantısı Karın krampları İştah kaybı Hafif ateş Halsizlik Baş ağrısı Gıda zehirlenmesi belirtileri ve ortaya çıkma süresi, enfeksiyon kaynağına bağlı olarak değişebilir. Bazı zehirlenmeler 1 saat içerisinde kendini gösterirken bazıları 20 gün belirti vermeyebilir. Zehirlenme durumunda ne zaman doktora gitmeliyim? Potansiyel olarak hayatı tehdit eden gıda zehirlenmesinin belirtileri arasında şunlar bulunur, bu belirtilerden herhangi biriyle karşılaşırsanız, derhal doktorunuza başvurmalısınız: Üç günden fazla zamandır devam eden ishal 38,5 C°’den yüksek ateş Görme ve konuşma zorluğu Ağız kuruluğu ve az idrara çıkma gibi ciddi sıvı kaybı (dehidratasyon) belirtileri Kanlı ishal Gıda zehirlenmesi neden olur? Çoğu gıda zehirlenmesi aşağıdaki üç ana nedenden biri sebebiyle oluşur: Bakteriler Bakteriler gıda zehirlenmesinin en yaygın nedenidir. Tehlikeli bakteriler denildiğinde genelde E. coli, Listeria ve Salmonella gibi isimler akla gelir. Ciddi gıda zehirlenmesi vakalarında en sık görülen bakteri Salmonella‘dır. Çiğ veya kontamine et, kümes hayvanları eti, süt veya yumurta sarısında bulunur. Campylobacter ve C. botulinum, daha az bilinen ve potansiyel olarak öldürücü bakterilerdir. Campylobacter, hayvan dışkısı temas etmiş et, pastörize edilmemiş süt ve kirlenmiş suda bulunur. C. botulinum ise konserve edilmiş gıda ürünleri, tütsülenmiş veya tuzlanmış balıklar, alüminyum folyoda pişirilen patatesler ve sıcakta tutulan yiyeceklerde görülür. Parazitler Parazitler, gıda zehirlenmesine bakteriler kadar yaygın sebep olmazlar. Ancak gıda yoluyla yayılan parazitler yine de çok tehlikelidir. Toksoplazma, gıda zehirlenmesi vakalarında en sık görülen parazittir. Genellikle kedilerin tuvalet kumu kutularında bulunur. Parazitler sindirim sisteminizde yıllarca fark edilmeden yaşayabilirler. Bağışıklık sistemi zayıflamış kişiler ve hamile kadınlar, parazitlerin bağırsaklarına yerleşmeleri durumunda çok ciddi sorunlar yaşayabilirler. Virüsler Gıda zehirlenmesine bir virüs de neden olabilir. Norwalk virüsü olarak da bilinen norovirüs, her yıl 19 milyondan fazla gıda zehirlenmesine neden olur. Nadir durumlarda ölümcül olabilir. Sapovirüs, rotavirüs ve astrovirüs benzer belirtilerle görülürler, ancak daha az yaygındırlar. Hepatit A virüsü gıda yoluyla bulaşabilen ve ciddi sağlık sorunlarına neden olabilen bir virüstür. Bu virüsler çoğunlukla çiğ, hazır tüketilen ürünlerde ve kirlenmiş sudan gelen kabuklu deniz ürünlerinde bulunur. Gıda zehirlenmesi nasıl teşhis edilir? Doktor enfeksiyon türünü teşhis edebilmek için belirtilerin başladığı zamanı ve ne kadar sürdüğünü sorar. Ardından hastanın alışık olmadığı türden gıdalar alıp almadığını öğrenmek için seyahat edip etmediğini sorabilir. Fizik muayenede hastanın kan basıncı, nabız sayısı ve vücut sıcaklığına bakılır. Kusma ve ishalden başka semptom yoksa genellikle rutin kan testleri yapılmaz. Vücudunda ciddi oranda sıvı kaybı (dehidrasyon) olan hastalarda sağlık uzmanı kandaki elektrolit seviyelerini ve böbrek fonksiyonlarını kontrol etmek isteyebilir. Hemolitik üremik sendromla ilgili endişeler varsa, kırmızı kan hücrelerini, beyaz kan hücrelerini ve trombosit sayısını kontrol etmek için tam kan sayımı (hemogram, CBC) istenebilir. Hepatit hakkında endişe varsa, karaciğer fonksiyon testleri istenebilir. Bir bakterinin ya da bir parazitin neden olduğu enfeksiyonla ilgili endişeler varsa veya hastada kanlı ishal görülüyorsa dışkı örneği almak yararlı olabilir. Gıda zehirlenmesinde ilk yardım ve evde tedavi Eğer gıda zehirlenmesinin deniz mahsullerinden veya yabani mantarlardan olabileceğini düşünüyorsanız ve kişi ciddi oranda susuz kalmışsa mutlaka 112 acil servisi arayın! Mide bulantısı ve kusmayı kontrol altına alın Kusma sona erene kadar katı gıdalardan uzak durun. Sonra tuzlu kraker, muz, pirinç veya ekmek gibi hafif ve yumuşak yiyecekler yiyin. Azar azar sıvı almak da kusmayı önlemeye yardımcı olabilir. Kızartılmış, yağlı, baharatlı veya tatlı yiyecekler yemeyin. Doktorunuza sormadan anti-bulantı veya ishal karşıtı ilaç kullanmayın. Yan etkileri olabilir ve bazı ilaçlar ishali daha da kötüleştirebilir. Eğer dehidrate olma (sıvı kaybı) riski altındaysanız, doktorunuz size bulantı karşıtı ilaç verebilir. Dehidrasyonu önleyin Küçük yudumlarla başlayarak ve giderek daha fazla içerek, temiz sıvı tüketin. Eğer kusma ve ishal 24 saatten fazla sürerse, oral rehidrasyon solüsyonu içilebilir. Doktor ne zaman çağırılır? Eğer yaşlı ya da gebeyseniz, üç günden fazla zamandır ishal devam ediyorsa, 38,5 C°’den yüksek ateş, ciddi dehidrasyon, görme-konuşma zorluğu ve kanlı ishal varsa mutlaka doktor yardımı almanız gerekir. Gıda zehirlenmesine bitkisel tedavi Elma sirkesi Elma sirkesinin antibakteriyel özellikleri, E. coli gibi gıda kaynaklı bakterilere karşı çok etkilidir ve aynı zamanda, gıda zehirlenmesi sonrasında vücudunuzu stabilize etmede yardımcı olabilecek zengin bir mineral ve enzim kaynağıdır. Bir bardak ılık suya bir veya iki yemek kaşığı elma sirkesi ekleyin. İyice karıştırın ve hemen tüketin. Bunu günde 2 – 3 kez içmelisiniz Kekik yağı Kekik yağı, gıda zehirlenmesinin tedavisinde harikalar yaratabilir. İçerdiği Karmacrol ve timol sayesinde sahip olduğu antimikrobiyal özelliği ile gıda zehirlenmesinden sorumlu patojenleri ortadan kaldırabilir. Bir bardak suya bir damla kekik yağı ekleyin ve iyice karıştırıp için. Bu karışımı belirtilerde iyileşme görene kadar günde 1 -2 kez içmelisiniz. Ballı zencefil Zencefil çeşitli rahatsızlıklar için yaygın olarak kullanılan bir ilaçtır. Antimikrobiyal özelliklere sahip olan ve gıda kaynaklı patojenlerle savaşmaya yardımcı olan gingerol adı verilen bir bileşik içerir. Ayrıca balın, iyileşmenizi hızlandırabilecek antimikrobiyal özellikleri ile birlikte zencefil ve bal gıda kaynaklı hastalıkların olağan semptomları olan mide bulantısı ve kusmaya iyi gelir. Bir bardak suya 2-3 cm büyüklüğünde zencefil ekleyin ve kaynatın. 5 dakika pişirin ve süzün. Biraz soğuyunca çaya bal ekleyin ve için. Ayrıca birkaç damla zencefil suyunu balla karıştırıp tüketebilirsiniz. Hızlıca iyileşmek istiyorsanız küçük zencefil parçalarını da çiğneyebilirsiniz. Sarımsak Sarımsak, gıda kaynaklı patojenleri yok etmeye yardımcı olabilecek güçlü antibakteriyel, antiviral ve antifungal özelliklere sahiptir. Aynı zamanda ishal ve mide ağrısını rahatlatabilir. En az günde 1 kez olmak koşuluyla 2-3 diş sarımsağı ciğneyebilirsiniz ya da sarımsağı balla karıştırarak tüketebilirsiniz. Greyfurt çekirdeği ekstresi Greyfurt çekirdeği ekstresi antimikrobiyal ve antioksidan özelliklere sahiptir. Bu özellikler gıda zehirlenmesinden sorumlu patojenlerle savaşır ve daha hızlı iyileşmenize yardımcı olur. Bir bardak suya 8-10 damla greyfurt çekirdeği ekstresi ekleyin, iyice karıştırın ve günlük olarak tüketin. Bu karışımı 3-5 gün içmelisiniz. Limon suyu Limon suyu, zengin bir antioksidandır. Gıda zehirlenmesine neden olan bakteriyel patojenlerle savaşmaya yardımcı olabilecek olağanüstü bakterisit aktiviteler sergiler. Limon suyu ayrıca sindirime ve daha hızlı iyileşmenize yardımcı olur. 1 bardak suyu yarım limon suyuyla karıştırın. Lezzet için biraz bal ekleyin ve günde 2-3 kez içebilirsiniz. Ballı fesleğen Fesleğen, gıda kaynaklı patojenleri mükemmel antimikrobiyal özellikleriyle öldürdüğü bilinen bir başka bitkidir. Ayrıca midenizi sakinleştirerek gıda zehirlenmesi ile ilişkili semptomları azaltabilir. Bir miktar fesleğen yaprağını ezin ve suyunu çıkarın. Bir çay kaşığı bal ile bir çay kaşığı fesleğen suyunu karıştırın ve hemen tüketin. Alternatif olarak, bir bardak suya bir damla fesleğen yağı ekleyip günde 3-4 kez içebilirsiniz. C vitamini C vitamini antioksidandır ve vücudunuzdaki bakterileri ve toksinleri ortadan kaldırmaya yardımcı olur. Bu özelliğiyle, gıda zehirlenmesi belirtilerini hafifletecektir. 1000 mg C vitamini takviyesi alabilirsiniz. İlk tedaviden sonra semptomlarınız düzelmezse, günde 3 ila 4 kez devam edebilirsiniz. Ek takviye almak istemiyorsanız C vitamini açısından zengin yiyecekler tüketebilirsiniz. Muz Muz lif ve potasyum açısından zengindir. Vücudunuzda kaybettiğiniz potasyumu telafi ederek size tekrar enerji verir ve gıda zehirlenmesinin semptomlarını hafifletmeye yardımcı olur. Her gün bir muz yiyin ayrıca sütle karıştırıp günlük olarak tüketebilirsiniz. Gıda zehirlenmesinden nasıl korunuruz? Ellerinizi özellikle çiğ ete dokunduktan sonra, yemek pişirmeden ve yiyecekleri temizlemeden önce mutlaka yıkayın. Çiğ et, kümes hayvanları, balık veya yumurta ile temas eden bulaşıkları temizleyin. Pişirirken bir termometre kullanın. Sığır eti en az 71 °C, kümes hayvanları en az 73.8 °C ve balık en az 62.7 °C’de pişmeli. Pişirilmiş etleri veya balıkları, kap tamamen yıkanmadıkça çiğ olarak koyduğunuz kaplara tekrar koymayın. Çabuk bozulan yiyecekleri veya yemek artıkları 2 saat içinde takrar buzdolabına koyun. Buzdolabını yaklaşık 4.4 °C’de ve dondurucunuzu da -18 °C altında tutun. Buzdolabında 1 ya da 2 günden uzun süre beklemiş çiğ et, kümes hayvanı veya balığı pişirip yemeyin. Dondurulmuş gıdaları son tüketim tarihinden önce tüketin. Günü geçmiş, kutusu yırtılmış, eğer konserveyse kutusu şişmiş ya da delinmiş gıdaları kullanmayın. Alışılmadık bir kokusu veya bozuk bir tadı olan gıdaları yemeyin. Arıtılmamış ya da klorlanmamış akarsulardan veya kuyulardan su içmeyin. Eğer küçük çocuklarla ilgileniyorsanız, ellerinizi sık sık yıkayın ve bebek bezlerini, diğer yüzeylere veya insanlara temas etmeyecek şekilde dikkatle atın. Evde konserve yiyecek yapıyorsanız, botulizmi önlemek için uygun konserve tekniklerini uyguladığınızdan emin olun. Balı 1 yaşın altındaki çocuklara vermeyin. Yabani mantar yemeyin. Temizliğinden emin olmadığınız yerlerde seyahat ederken, sadece sıcak, taze ve pişirilmiş yiyecekler yiyin. Sadece kaynamış su için. Çiğ sebze veya soyulmamış meyve yemeyin. Kırmızı gelgitlere maruz kalan kabuklu deniz mahsulleri yemeyin. Hamileyseniz veya bağışıklık sisteminiz zayıfsa yumuşak peynir yemeyin. Başka insanlar da sizi hasta eden yiyeceklerden yiyebilir, onları haberdar edin. Bir marketten aldığınız veya bir restoranda yediğiniz gıdaların sizi hasta ettiğini düşünüyorsanız, mağazaya ve yerel sağlık bölümüne bildirin.

20 Haziran 2018 Çarşamba - 14:29

YAZ AYLARINDA BESLENME Yaz aylarında kahvaltı günün en önemli öğünüdür. Kahvaltıda az yağlı peynirler, zeytin ve taze sebzeler bulunmalı, kafein içeren içecekler yerine de süt, meyve suyu, ıhlamur ve kuşburnu gibi bitki çayları tercih edilmelidir. Yağlı besinlerin ve yağda kızartmaların tüketiminden kaçınılmalıdır. Vücut direncini artırmak ve vücudun yeterli miktarda vitamin ve mineral almasını sağlamak için sebze ve meyve çeşitlerinden yararlanılması önemlidir. Kan şekerini hızla yükselten ve hızlı düşüren besinlerin tercih edilmemesi, basit karbonhidrat olan saf şeker ve şekerli besinler yerine kepekli ekmek, makarna, bulgur gibi lifli besinlerin tüketilmesine özen gösterilmelidir. Sütlü tatlılar, meyve tatlıları, dondurma gibi tatlılar tercih edilmelidir.

06 Şubat 2018 Salı - 10:35

CÜZZAM (LEPRA) NEDİR? Kronik seyirli olarak devam eden bir enfeksiyon hastalığı olan cüzzam, ilk olarak 1876 yılında Noveçli bilim adamı Armauer Hansen tarafından bulunmuştur. Sosyal ve toplumsal bir hastalık olarak görülen cüzzam hastalığı bulaşıcı bir hastalıktır. İnsanlık tarihi kadar eski olduğu düşünülen cüzzam, insanları çirkinleştirmesi nedeniyle “lepra” olarak adlandırılmıştır. Bunun yanı sıra “miskin hastalığı” ve “hanseniasis” olarak da adlandırılmıştır. Cüzzam hastalığı çok eski çağlardan beri oldukça korkulan bir hastalık olmuştur. Bu hastalığa yakalananlar toplum tarafından dışlanırlar ve lanetlenmiş kişiler olarak nitelendirilirler. Bulaşıcı bir hastalık olan cüzzam (lepra), M.Ö 600 yıllara dayanmakla birlikte haçlı seferleri sırasında oldukça yayın bir hal almıştır. Cüzzam hastalığı hijyen bakımından dikkatsiz olan ve genellikle kırsal kesimlerde yaşayan kişilerde görülmektedir. Yeterli sağlık hizmeti alamayan, hijyen bakımından yetersiz koşullarda yaşayan, aynı kaptan yemek yiyen ve aynı eşyaları kullanan kişiler cüzzam hastalığına karşı risk grubunda sayılırlar. Son yapılan araştırmalar sonucunda ülkemizde; ortalama yaşları 60 olan 2600 cüzzam hastasının olduğu belirtilmiştir. Lepranın hayvandan insana bulaşması söz konusu değildir. Ancak kişiden kişiye yakın temas ve aynı havayı soluma gibi durumlarda bulaşma olasılığı oldukça yüksektir. CÜZZAM (LEPRA) TÜRLERİ Lepramatöz Tip Cüzzam (Lepra) Cüzzamın en korkulan ve en kötü tipidir. Ciltte asimetrik bir şekilde yayılmış, bakır kırmızısı renginde lekeler meydana gelir. Yüz, ense, memebaşı ve üreme organlarına yerleşen leprom adındaki sert, açık kahverengi lekeler meydana gelir. Lepramatöz tip cüzzamın yüzde meydana gelmesi ile oluşturduğu görüntü “arslan yüzü” olarak nitelendirilmektedir. Hastalık ilerleyen dönemlerde burun çöküntüsüne, damak delinmesine ve ses kısıklığına neden olur. Ancak bu tip cüzzam sinirleri daha az etkilese de iç organlarındaki hasar daha çoktur. Karaciğer tahribatı, kısırlık, kemik erimeleri ve körlük söz konusu olabilir. Tüberküloit Tip Cüzzam (Lepra) Yüz felcine neden olabilen bu tip cüzzam, sinirleri doğrudan etkilemektedir. Sinirler üzerinde bıraktığı tahribat nedeniyle el kaslarındaki sinirlerin felç olmasıyla birlikte “pençe el” adı verilen bir görünüm meydana gelir. Tüberküloit tip cüzzam hastalığında ter bezleri çalışmaz ve elde kurumalar meydana gelerek döküntü oluşumu söz konusu olur. Borderline Tipi Cüzzam (Lepra) İlk iki tip cüzzam arasında benzerlik göstermektedir. Lepramatöz ve tüberküloit tip cüzzam belirtileri ile benzerlik gösteren borderline tip cüzzam daha sonra herhangi birinde yoğunlaşarak onun belirtilerini göstermeye başlar. İndetermine Tip Cüzzam (Lepra) His bozukluğuna neden olan indetermine tip cüzzam tek bir leke şeklinde meydana gelmektedir. Meydana gelen leke kenarlara doğru yayılma gösterebileceği gibi ortasının iyileşmesi de söz konusu olabilir. CÜZZAM (LEPRA) NASIL BULAŞIR? Döküntülü deri hastalıklarından olan lepra, genetik olarak aileden gelen bir hastalık olabileceği gibi bu hastalığı taşıyan kişiler ile temasta bulunulması, aynı ortamda barınmaları, aynı havayı solumaları ve aynı eşyaları kullanmaları durumunda kişiden kişiye kolayca bulaşabilir. Bu nedenle cüzzam hastalarının toplum içinde barınmaları ve günlük yaşamlarına normal olarak devam etmeleri mümkün değildir. Cüzzamın başlıca bulaşma şeklinin solunum yolu ile olduğu belirtilmektedir. Solunum yolu ile bulaşmanın yanı sıra temasta bulunulması da bulaşıcılık riskini büyük oranda arttırmaktadır. Ancak mikrobun bulaşmasının hemen ardından belirti görülmesi söz konusu değildir. Oldukça sinsi ilerleyen ve çoğalan bir mikrop cüzzam, 5 yıl sonra ortaya çıkabileceği gibi 25 yıl sonra da meydana gelebilir. Bu nedenle hastalığın ne zaman ne şekilde bulaştığının belirlenmesi oldukça zor olmaktadır. Basilin vücuda girişini sağlayan ve kolaylaştıran en büyük etken zedelenmiş deri veya mukozadır. Bu nedenle hasta ile aynı eşyaları kullanmanın yanı sıra hastanın eşyaları ile sürekli bir temas halinde bulunmak da risk oluşturmaktadır. (LEPRA) BELİRTİLERİ Döküntülü deri hastalığı olarak bilinen cüzzam (lepra), öncelerinde deride kepek şeklinde döküntülere neden olurken sonrasında kaşınmalar meydana gelir. Hastalığın ilerlemesi durumunda ise burun kanamaları, kas ve eklemlerde şiddetli ağrılar meydana gelmektedir. Cüzzam hastalığında vücudun tamamını etkileyen bir ödem söz konusudur. Ancak bu ödem daha çok yüzü etkilemektedir. Cüzzam (lepra) belirtilerini kısaca sıralamak gerekirse; Vücudun herhangi bir bölümünde meydana gelen ağrısız, açık renkli, oval ve kepeksiz lekelenmeler. Çocuklarda sık sık meydana gelen burun tıkanıklığı ve kanamaları. Duyu eksilmesi. Kaşların uçlardan dökülmesi. Deride meydana gelen kabarık, duyu kusuru olan, kılsız, kepekli ve terlemeyen lezyon oluşumları. Avuç içi kaslarında meydana gelen erimeler. 4. ve 5. parmakta meydana gelen içe kıvrılma. Kol ve bacak sinirlerinin kalınlaşmasıyla birlikte meydana gelen ağrı. Yüzde ödem ile birlikte kabarık ve sert nodül oluşumu. CÜZZAM (LEPRA) TEDAVİSİ Günümüzde görülme olasılığı azalan ve genellikle gelişmemiş ülkelerde görülen cüzzam, herhangi bir sakatlık veya sorun oluşmaması için erkenden teşhis edilip tedaviye başlanması gerekmektedir. En az 3 ilaç ile oluşturulan kombin ile bir tedavi uygulanır. Ancak hastalığın kalıcı sorunlar bırakmaması ve en önemlisi sakatlık oluşturmaması için erkenden teşhis edilerek tedaviye başvurulması gerekmektedir. Aksi halde tedavi edilmeyen cüzzam 10-20 sene sonra sakatlık oluşturabilir.

15 Ocak 2018 Pazartesi - 11:50

Verem hastalığı nasıl bulaşır? Belirtileri ve tedavi yöntemleri nelerdir? İnatçı öksürük, kanlı balgam çıkarma, gece terlemeleri, iştahsızlık, kilo kaybı ve halsizlik gibi belirtilerle ortaya çıkan tüberküloz yani verem hastalığı; kişiden kişiye öksürük yoluyla havaya yayılan içinde mikropların bulunduğu damlacıkların nefesle alınması sonucunda bulaşıyor. Tüm dünyada yaklaşık 2 milyar, ülkemizde ise 12-15 milyon kişi verem mikrobu taşıyor! Güneş ışığı ve oksijen verem mikrobunun düşmanı Tüberküloz ya da halk arasında bilinen adıyla verem, mikrobik bir hastalıktır. Bu mikrop hastaların öksürük, hapşırık veya bazen konuşurken etrafa yaydıkları içinde mikrop bulunan damlacıkların sağlıklı kişilerin nefes yoluyla almasıyla bulaşmaktadır. Mikrobu alan her kişi mutlaka hasta olmaz. Alınan mikrop vücutta yıllarca uykuda kalabilir ve vücut direnci düştüğünde hastalığa dönüşebilir. Dünya nüfusunun 3’te 1’inin verem mikrobu taşımakta olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye’de bu taşıyıcılarda yeni hastalık ortaya çıkma oranı 100.000’de 17’dir. Havada duran bu damlacıklar özellikle güneş almayan nemli ve kapalı ortamlarda, kalabalık bölgelerde daha hızlı yayılmaktadır. Güneş gören ortamlarda ise yayılma olasılığı düşüktür çünkü UV ışınları mikropların hızla yok olmasına yol açmaktadır. güneş ışığı Bu mikroplar belli bir süre vücutta kalır ve vücut direncinin düşmesi durumunda genellikle akciğere, akciğere alındıktan sonra da kan veya lenf yoluyla diğer organlara da geçebilir. Kemiklere, lenf bezlerine, böbreklere ve bazen beyine kadar gidebilmektedir. Veremli bir kişinin kullandığı bardak, kaşık, tabak gibi malzemeleri kullanmakla, ya da kan yoluyla bulaşma olmaz. Böbrek ya da kemik ağrıları olabilir Çoğunlukla akciğerler tutulduğu için belirtileri de akciğerle ilgilidir. 2-3 haftadan uzun süren ve tedaviye yanıt vermeyen öksürük, sık sık balgam çıkarma, balgamda kan görülmesi, çok yüksek olmasa bile ateş, gece terlemeleri, iştahsızlık, kilo kaybı, halsizlik, yorgunluk, bazen göğüs ve sırt ağrıları gibi belirtilerle ortaya çıkmaktadır. Eğer akciğer dışında bir organı tuttuysa, tuttuğu organla ilgili belirtiler ortaya çıkabilir. Örneğin; böbrek tutulumunda idrarda kan, böbrek ağrıları; lenf bezlerini tutmuşsa, boyundaki, koltuk altındaki ve kasıktaki lenf bezlerinde şişme görülebilir. Kemik tutulumu varsa kemik ağrıları ve bazen kırıklar bile oluşabilir. PPD testinin pozitif olması verem olduğunuz anlamına gelmez Verem belirtileriyle doktora başvuran hastalarda tanı için öncelikli olarak yapılması gereken akciğer filminin çekilmesidir. Bunun yanı sıra hasta balgam çıkarıyorsa balgamda mikrop araması yapılmaktadır. Bir de “PPD cilt testi” vardır ama cilt testinin pozitif olması mutlaka hastalık olduğu anlamına gelmez. Sadece verem mikrobuyla karşılaştığını gösterir. Tüm nüfusun 3’te 1’inin taşıyıcı olduğu düşünüldüğünde bu testin birçok kişide pozitif çıkması olasıdır. Bebeklere doğumdan 1-2 ay sonra verem aşısı denilen BCG aşısı uygulanmaktadır. Bebekken aşı yapılmış kişilerde de PPD testinin pozitif çıkması kişinin hasta olduğu anlamına gelmez. Aşı yapılmaması durumunda çocuklar verem mikrobuna karşı savunmasız kalacağı için mikropla karşılaştığında mikrop tüm organlara (miliyer tüberküloz) ve beyin zarına yayılarak (menenjit tüberküloz) daha ölümcül bir hastalığa yol açabilir. İlaçlar düzenli ve kesintisiz kullanılmalı Verem tedavisi gözetimli olarak yürütülmesi gereken oldukça önemli bir konudur. Verem tanısı alan hasta her bölgede ilgili merkezlere yönlendirilmektedir. Hasta buradan ilaçlarını almakta ve düzenli kontrollerini yaptırmaktadır. Tüberküloz tedavisine en az 4 ilaçla başlanmakta ve bu ilaçların dozları hastanın boyuna ve kilosuna göre ayarlanmaktadır. Bu durumda hasta başlangıçta neredeyse bir avuç ilaç içebilmektedir. Bu yaklaşık 2 aylık geçici bir süreçtir. İlaçların kesintisiz olarak mutlaka kullanılması gerekmektedir. Tedavide 2 ay sonra 2’li ilaca düşülmektedir. Bu ilaçların kullanımı da yaklaşık 4 ay olmak üzere toplam tedavi 6 ay devam etmektedir. İlaçlar düzenli olarak ve süresi boyunca kullanılmazsa ilaca karşı direnç gelişebilmektedir. Bu durum kanserden daha tehlikeli bir hastalıktır. İlaca dirençli hale gelmiş verem, hastanın çevresindeki kişiler açısından da büyük bir tehlike oluşturmaktadır. Çünkü bu durumda bulaşan mikrop ilaca dirençli mikroptur. AIDS ve diğer birçok mikrobik hastalıktan daha tehlikeli bir durumdur. Dirençli tüberkülozda tedavi süresi 2 yıla kadar uzayabilmektedir. Koruyucu tedavi uygulanmazsa çocuklarda çok hızlı ilerliyor Verem, bildirimi zorunlu ve tamamen tedavi edilebilen bir hastalıktır. Geçmişte ilaçların yetersiz olması sebebiyle tedaviye ek olarak özel beslenme programları, ormanlık alanlarda hastaların istirahat etmesi tavsiye ediliyordu. Bu uygulamaların tedaviye kısmen faydası olsa da tedavi edici niteliği bulunmamaktadır. Verem tedavisinde kullanılan ilaçlar bulantı gibi yan etkilere ve karaciğer rahatsızlıklarına yol açabilmektedir. Bu nedenle ilaca başlandıktan 1 hafta sonra mutlaka karaciğer fonksiyonlarına bakılmalıdır. Bir diğer önemli konu; kişiye verem tanısı konulduktan sonra tüm ailesinin ve yakın çalışma arkadaşlarının mutlaka taramadan geçmesidir. Bu tarama akciğer filmi veya deri testiyle yapılabilmektedir. Veremli kişiyle aynı evde yaşayan çocukların 3-6 ay süreyle koruyucu tedavi olarak ilaç kullanmaları gerekmektedir. Çocuklarda koruyucu tedavi kesinlikle ihmal edilmemelidir. Çocuklarda verem yetişkinlerdeki gibi hemen belirti vermez ve çok hızlı ilerler. Beyin zarını tutan menenjit tüberkülozuna ya da tüm vücuda yayılan miliyer tüberküloza dönüşmemesi için erken dönemde önlem alınmalıdır.

27 Aralık 2017 Çarşamba - 17:06

Soğuk Algınlığı Soğuk algınlığı (bazen nezle olarak da ifade edilmektedir), influenza virüsü dışında; 200’e yakın virüsün sebep olduğu, çok daha hafif seyirli bir hastalıktır. Soğuk algınlığı burun akıntısı, boğaz ağrısı ve halsizlik ile seyreden üst solunum yolu enfeksiyonuna verilen isimdir. Belirtileri gripten farklı olup; daha hafif seyreder ve aşağıdaki tabloda grip ve soğuk algınlığının farkları belirtilmiştir. Gebelik ve Grip: Gebelerde grip ağır seyredebilir ve ölümcül olabilir, hastalık şüphesi olan kişiler hekime başvurmalıdır. Gebelerin hasta olması durumunda bol sıvı tüketmeleri, istirahat etmeleri, iyi beslenmeleri ve şikâyetlerin artması durumunda acilen hekime başvurmaları önerilmektedir. Gebelerde hekimin uygun bulması durumunda antiviral ilaç kullanılmasında sakınca yoktur. Emziren annelerin hekime başvurmalı hekimlerin önerisi doğrultusunda hareket etmesi gerekmektedir. Antiviral ilaçların alınması annenin emzirmesine engel değildir. Emziren anneler grip oldukları zaman, bebeklerini sütten kesmemelidirler. Çünkü anne sütü içeriği bebeğin beslenmesine ek olarak bebeğin bağışıklık sistemini güçlendirir böylece bebeği olası hastalıklara ve enfeksiyonlara karşı korumaktadır. Ancak grip olan anne bebeğini emzirirken şunlara dikkate etmelidir; Emzirmeden önce anne ellerini su ve sabunla yıkamalıdır. Gebelikte gripten korunmanın en etkin yolu aşılanmadır. Gebeler grip için risk grubunda yer almaktadır. Bu nedenle de gebe kalmayı düşünen kişiler ya da gebeler grip sezonunda mutlaka grip aşısı yaptırmalıdır. Gebeler grip aşısı yaptırmadan hekime başvurarak aşıyı reçete ettirebilir ve sonrasında eczaneden temin edebilirler. Grip virüsü, öksürme ve hapşırma esnasında etrafa saçıldığı için bebeğinizi beslerken veya onunla ilgilenirken kesinlikle bebeğinizin yüzüne doğru öksürüp hapşırılmamalıdır. Bebeğinizi emzirirken öksürme ve hapşırma sırasında tek kullanımlık mendil ile ağız ve burun kapatılmalıdır. Mümkün ise tek kullanımlık maske kullanılmalıdır.

27 Aralık 2017 Çarşamba - 17:02

AMBULANSA NASIL YOL VERİLİR? TRAFİKTE AMBULANS SİREN SESİ DUYUNCA … > Sakin olun. > Hangi yönden geldiğini anlamaya çalışın. > Yavaşlayın, ani fren yapmayın. > Mümkünse aracınızı yolun kenarına çekin. > Kavşakta iseniz yola çıkmadan ambulansın geçmesini bekleyin. > Yol açmak için şerit değiştirecekseniz mutlaka kurallara uyun. Sinyal kullanın. > Ambulans güvenle geçtikten sonra yolunuza kurallara uyarak devam edin. > Ambulansın peşinde sürat yapmayın ve uygun fren mesafesi bırakın. “Siren tüm araçların duyması ve yolu açmaları içindir. Araç sürücüleri ambulansın ilerleyişini kolaylaştırmak için taşıt yolu üzerinde yer açmak, gerekiyorsa durmak ve ambulans tarafından tamamen geçilinceye kadar beklemek mecburiyetindedirler. Karayolları Trafik Yönetmeliği “Geçiş Üstünlüğü Bulunan Araçların İşaretini Alan Araç Sürücülerinin Uyacağı Kurallar” Madde 142- Geçiş üstünlüğü bulunan bir aracın duyulur veya görülür bir işaretini alan ve araç sürücüleri bu araçların kolayca ilerlemelerini sağlamak için taşıt yolu üzerinde yer açmak, gerekiyorsa durmak ve bu araçlar tarafından tamamen geçilinceye kadar beklemek mecburiyetindedirler. Bir kavşakta iken böyle bir işaret alan araç sürücüleri derhal kavşağı boşaltmak ve gerekiyorsa emniyetli bir mesafe uzaklaştıktan sonra geçişi engellemeyecek şekilde durmak ve geçiş üstünlüğüne haiz araçlar tamamen geçinceye kadar beklemek mecburiyetindedirler. Yaşama Yol Ver Hayat Oyun Değildir Kamu Spotu link: https://www.youtube.com/watch?v=4KRf49lbIa4

24 Ekim 2017 Salı - 17:16

Astım Nedir ? Ülkemizde her 100 yetişkinden 7’sinde, her 100 çocuktan 15’inde görülen astım hastalığı, genetik ve çevresel tetikleyicilerin birleşik hareketi sonucu ortaya çıkmaktadır. Yaşam kalitesini olumsuz etkileyen astım hastalığında, tetikleyici faktörlerden uzak durulur ve verilen ilaçlar düzgün kullanılırsa, şikayetler çok kolay kontrol altında tutulur ve ataklar önlenebilir. Böylece solunum yetmezliğine giden süreç de engellenmiş olur. Astım Nedir ? Astımhava yollarının çevresel etkenlere karşı aşırı duyarlı olmasıdır. Hava yollarında ve hava yollarını döşeyen mukoza denilen zarda şişme söz konusudur. Bu şişme, zaman zaman hava akımını engelleyerek solunum sıkıntısına neden olur. Bu dönemlere astım nöbetleri denir. Alerjik Astım Nedir ? Alerjik astım özellikle bahar ve yaz mevsiminde görülür. Özellikle toplumun yaklaşık yüzde 20- 25’ini etkileyen ve kadınlarda yaygın olarak rastlanan alerjik nezle, tedavi edilmediği takdirde astıma neden olabilir. Alerjiler; alerjen adı verilen, havada bulunan, küçük partiküllere karşı burnun verdiği anormal yanıt sonucu gelişir. Bazı insanlarda bu partiküller akciğerlerde alerjik astım, gözlerde de alerjik konjonktiviteye neden olabilir. Alerjilerin meydana gelmesinde çevresel faktörler ve genetik yatkınlık büyük rol oynamaktadır. Astım Belirtileri Nelerdir ? Astım hava yollarının tıkanmasının neden olduğu ataklar halinde kendini gösterir. Astım belirtileri genellikle; öksürük, nefes darlığı, hırıltılı nefes alıp verme ve göğüste sıkışma hissidir. Astım belirtilerinin astım tanısı konulmasına yardımcı olan özellikleri ise; tekrarlayıcı olmaları, gece ve sabaha karşı ortaya çıkmaları, bazı alerjen maddelere maruz kalınması veya egzersiz sonrası tetiklenmeleridir. Bu belirtiler ataklar arasında ortaya çıkmaz ve astım hastaları ataklar arasında kendilerini iyi hisseder. Astım tanısı, detaylı hasta öyküsü, muayene bulguları ve solunum fonksiyon testleri ile konulmaktadır. Genel astım belirtileri ise şöyledir; • Öksürük (genellikle kuru ve krizler halindedir gece uykuda uyandırabilir.) • Hırıltılı solunum • Göğüste tıkanıklık ve sıkışma hissi • Soluk alıp verirken ıslık sesi • Nefes darlığı Astıma Neden Olan Risk Faktörleri Astım hastalığı için risk faktörleri kişiye ve çevresel faktörlere göre değişebilir. Buna göre astıma hastalığında risk faktörleri şöyle sıralanabilir; • Ailede astım hastalığının olması, • Marangozluk, doğramacılık, mobilyacılık, fırıncılık, kuaförlük, sağlık personeli, veterinerlik, kümes hayvanı yetiştiriciliği, kaynakçılık, dökümcülük, çiftçilik, plastik/kauçuk/kimya/ilaç endüstrileri, çay/tütün üretimi, demiryolu işçiliği, itfaiyecilik, kuru temizleyicilik, temizlik işçiliği gibi bazı meslekler, • Bebeklik döneminde alerjen maddelere fazlasıyla maruziyet, • 2 yaşından itibaren ağır solunum yolları rahatsızlıkları geçirmek, • Gebelikte annenin sigara içmesi (bebek için risk faktörü), • Ebeveynlerde sigara kullanımı, • Anne karnındayken bebeğin yetersiz beslenmesi ve düşük tartılı doğması Astımda Ne Zaman Doktora Başvurulmalı ? Astım belirtileri sürekli tekrarlıyorsa vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır. • Öksürük, hırıltı, göğüste sıkışma hissi gibi şikayetler haftada birden daha sık ortaya çıkıyorsa, • Şikayetler gece uykudan uyandırıyorsa, • Konuşmakta zorluk varsa, • Dudak ve tırnaklarda morarma varsa, • Kalpte aşırı çarpıntı ve nabızda hızlanma varsa, • Yürümede zorluk varsa, en kısa zamanda göğüs hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır. Astımı Tetikleyen Faktörler Astımı olmayan kişilerde herhangi bir etkisi bulunmayan faktörler, astımlı kişileri kolaylıkla etkileyebilir. Bu nedenle astımı tetikleyen faktörlere dikkat etmek son derce önemlidir. Ev tozu akarları: Astımlılarda en sık görülen alerjendir. Akarlar, gözle görülmeyecek kadar küçük canlılardır. Yatak, yastık, halı, tüylü oyuncaklar ve tekstil liflerinde yaşarlar. Yaşayabilmek için nemli ve sıcak ortamlara ihtiyaç duyarlar. Deriden dökülen ölü hücrelerle beslenirler. Kuruyarak toz haline gelen dışkıları alerjiye neden olur. Akar alerjisi olanların yakınmaları ilkbahar ve sonbahar aylarında ve genellikle sabaha karşı artar. Akarlardan korunmak için; • Özellikle yatak odasındaki halılar, kadife kumaşlı mobilya/perdeler, tüylü oyuncaklar, koltuklar, kitap gibi toz tutan eşyalar mümkünse tamamen kaldırılmalı ya da azaltılmalıdır. • Mobilyalarda kumaş yerine deri veya vinleks kaplama tercih edilmelidir. • Yatak, yorgan ve yastıkların pamuklu/yün/kuştüyü olanları yerine orlon/dakron gibi sentetik olanları tercih edilmelidir. • Çarşaf ve nevresimler 60 derece veya üzerinde, haftada bir yıkanmalıdır. • Akar geçirmeyen özel yatak kılıfları kullanılabilir. Bu kılıflar iki haftada bir ıslak bezle silinmelidir. • Perdeler, kilimler, giysiler iki haftada bir 60 derece veya üzerinde yıkanmalıdır. • Halılar, güçlü bir elektrik süpürgesiyle en az haftada bir temizlenmelidir. • Temizlik yapılan odaya hasta en az 20 dakika sonra girmelidir, kendi temizlik yapıyorsa maske/tülbentle ağzını ve burnunu örtmelidir. • Ev içi nem kontrol altına alınmalıdır. Havadaki nem %45’in altına düştüğünde akarlar ölür. • Odalar iyice havalandırılmalıdır. • Buhar makineleri ve nemlendiriciler kullanılmamalıdır. • Temizlikte akar öldürücü kimyasal maddeler kullanılabilir. Ancak bunlar hastanın kendisi tarafından uygulanmamalıdır. Polenler: Polenler mevsimsel astım şikayetlerine neden olur. Burunda ve genizde akıntı, kaşıntı, hapşırık, gözlerde sulanma, yaşarma, kızarıklık görülebilir. Ağaç polenleri daha çok Şubat-Mayıs, ot polenleri Mayıs-Haziran aylarında şikayetlere yol açar. Polen mevsiminde; • Araba ve evlerin pencereleri kapalı tutulmalıdır. • Hasta mümkün olduğunca sokağa çıkmamalıdır. • Yapabiliyorsa maske kullanmalıdır. • Dışarıdan eve gelindiğinde hemen giysiler değiştirilerek yıkanmalı, mümkünse burun içi yıkanmalı ve duş alınmalıdır. • Çamaşırlar dışarıda kurutulmamalıdır, üstlerine polen yapışabilir. Kedi/köpek/hamamböceği alerjenleri: Kedi ve köpeklerin kürkünde, tüylerinde, tükürüğünde, idrarında ve dışkısında bulunan alerjenler, evin her tarafına kolaylıkla yayılabilir. Kediler, köpeklere göre daha fazla alerji yapıcı etkiye sahiptir. Bir evden kedi uzaklaştıktan 3 ay sonra bile alerjen etkisi devam etmektedir. Hamamböcekleri, özellikle mutfaklarda sık görülür ve yiyecek artıklarının dolduğu girintilerde yaşar. • Kedi/köpek alerjisinden korunmanın en etkili yolu, evden bu hayvanların uzaklaştırılması ve bulundukları ortamlara girilmemesidir. • Hayvanlar evden uzaklaştırılamıyorsa, her hafta veya iki haftada bir yıkanmalı, her gün açık havada tüyleri fırçalanmalı, yatak odalarına asla sokulmamalı ve ev en az haftada iki kez elektrik süpürgesi ile temizlenmelidir. • Hamamböceği alerjisinde tek çözüm, bu canlıların ilaçlamayla ortadan kaldırılmasıdır. Ancak, ilaçlama hasta evde yokken yapılmalı ve eve girmeden en az 2 saat önce iyice havalandırılmalıdır. Ev içi mantarları: Nemli, karanlık, serin bodrum katları ve banyo gibi havalandırması iyi olmayan yerlerde mantarlar üreyebilir. • Mümkün olduğunca evdeki nem azaltılmalı, ev sık sık havalandırılmalıdır. • Odun, eski kitaplar, kağıtlar, meyve ve sebzeler uzun süre evde tutulmamalıdır. • Nemli yüzeyler sık sık çamaşır suyuyla silinmelidir. • Üzerinde mantar üremiş eşyalar evden uzaklaştırılmalıdır. Dış ortam kirliliği: Hava kirliliğinin arttığı durumlarda gereksiz fiziksel aktivitelerden ve mümkün olduğunca dışarı çıkmaktan sakınılmalıdır. Çok zorunlu olduğu zaman, dışarı çıkmadan önce doktorun önereceği kısa etkili bir bronş genişletici kullanılmalıdır. Hava kirliliği söz konusu olduğunda pencereler kapalı tutulmalıdır. İç ortam kirliliği: Astımlı hasta sigara içmemeli ve içilen ortamlarda bulunmamalıdır. Bacasız soba ve şömine kullanılmamalı, baca sık sık temizlenmelidir. Yemek pişirilirken aspiratörle ocak ya da fırının dumanı çekilmeli, mutfak iyice havalandırılmalıdır. Astımlı hasta mümkün olduğunca kömür/odun/sıvı yakıt dumanına, parfüm, temizlik maddeleri, kızartma, sprey, boya ve cila kokularına maruz kalmamalıdır. Mikrobik solunum yolu hastalıkları: Astımlı hastalar normale göre daha kolaylıkla solunum yollarının mikrobik hastalıklarına yakalanır ve bu hastalıklar astımlıların şikayetlerini alevlendirebilir. • Astımlılar solunum yolu enfeksiyonu geçiren kişilerle temastan kaçınmalıdır. • Astımlı hastalara her yıl Eylül-Ekim aylarında grip aşısı önerilir. • Mikrobik hastalıklar sırasında astım ilaçlarının dozunu arttırmak veya yeni ilaç eklemek gerekebilir. • Astım hastaları olumsuz hava koşullarından kolaylıkla etkilenebilir. Bu nedenle mümkün olduğunca soğuğa maruz kalmamalıdır. Soğukta egzersiz yapmaktan kaçınmalıdır. Egzersiz: Egzersizden önce kısa etkili havayolu genişleticiler kullanılabilir. Egzersiz kısıtlanmamalı, tersine hastanın vücudunun izin verdiği kadar spor yapılmalıdır. Gastroözofageal reflü: Astım hastalarında reflü sıklığı; % 35 ila % 90’dır. İnatçı öksürüklere de neden olan reflü sessizce seyredebilir ve hastada şikayete yol açmayabilir. Bu durumda, geçmeyen öksürük dikkate alınmalı ve astımlı hastada reflü varlığı araştırılmadır. Reflü, yemek borusunun alt ucunda mide içeriğinin yemek borusuna geçişini engelleyen kapak mekanizmasının bozulması nedeniyle, mide asidinin yemek borusuna geri kaçmasıdır. Mide asidi yukarı çıktığında, alerjik astımı olan kişilerde özellikle gece yatarken bronşlarda kasılmaya, astım krizlerine ve kronik öksürüklere neden olabilir. Astım Genetik Midir ? Asrımda genetik faktörlerin rolü vardır. Anne ve baba tarafında astım bulunabilir. Hem anne hem babasında astım olan kişilerde hastalığa daha sık rastlanır. Genetik faktörlerin rol oynadığı hastalarda alerjinin rolü de vardır. Ancak her alerjik bünyeli insanda astım olmadığı gibi, her astımlı insanda da alerji bulunmayabilir. Astıma Ne İyi Gelir ? Astım tedavisinin en önemli kısmı astım krizlerini başlatabilecek etkenlerden uzak durmaktır. Bunun için hastanın astım krizine yol açan nedenleri bilmesi çok önemlidir. Astıma iyi gelecek bazı önlemler ise şöyledir; • Evcil hayvanlara alerjiniz varsa evde hayvan beslenmemeli • Ev içinde sigara içilmemeli • Evde sprey, kokulu deterjan, parfüm kullanılmamalı • Sentetik yatak malzemeleri kullanılmalı (kuş tüyü yastık, battaniye vb. kullanılmamalı) • Özellikle yatak odasında kilim, halı, mobilya, yastık ve minderler bulundurmamalı • Yatak şiltesi ince basit ve sentetik olmalı • Ev havalandırılmalı • Polenlerin arttığı dönemlerde, ev içinde kapı ve pencereler kapalı tutulmalı • Badana, boya, cila işlemleri, böcek ilaçlama, hasta dışarıda iken yapılmalı • Ev içinde kızartma ve yemek kokusu oluştuğunda mutlaka havalandırılmalı • Kuru havalarda rüzgar varsa dışarıya çıkılmamalı • Alerjenlerin havaya karışımına neden olan çim biçme, yabani ot temizleme gibi bahçe işlerinden uzak durulmalı • Tatil yapılacak otel ya da yazlık mekanlar, alerjenler açısından gözden geçirilmeli • Açık hava egzersizleri yaparken aşırıya kaçılmamalıdır. • Dışarıda giyilen kıyafetler eve dönünce değiştirilmeli ve duş alarak derideki ve saçlardaki alerjenler de temizlenmeli • Dışarı çıkarken geniş kenarlı gözlükler kullanılmalı. Çok alerjik yapıya sahip kişiler ve astım hastaları alerji maskeleri de kullanmalı • Polen miktarının fazla olduğu dönemlerde şikayetler başlamadan alerji ilaçları alınmalı • Polen yoğunluğunun fazla olduğu saatlerde kapı ve pencereler kapalı tutulmalı • Polen miktarının fazla olduğu günün ilk saatlerinde dış aktivitelerden uzak durulmalı • Evde ve arabada cam açmak yerine bakımları düzenli olarak yapılan ve polen filtreli klimalar kullanılmalı • Yaşam alanlarının nem oranını düşük tutulmalı • Ev temizliği HEPA filtresi içeren vakumlu bir süpürge ile yapılmalıdır. Astım Teşhisi Nasıl Konur ? Astım teşhisinden öncelikle hastanın şikayetleri ve astım belirtileri değerlendirilir. Bu süreci fiziki muayene, akciğer grafisi, solunum fonksiyon testleri, kanda alerji tetkikleri izler. Astımda erken tanı önemlidir. Çünkü alerjik hastalıklar gerekli önlemler alınmadıkça ve gereken tedavi yapılmadıkça artış gösterebilir. Astım Tedavisi Alerjik hastalıkların ve astımın mucizevi bir tedavi yöntemi yoktur. Çünkü bu hastalıklar genetik geçişlidir. Ancak erken tanı ve iyi bir tedavi ile tamamen kontrol altına alınabilen hastalıklardır. Tedavide en önemli olan, hasta-hekim ilişkisi ve hastanın, hastalığı hakkında bilgi sahibi olmasıdır. Tedavinin amacı, hastaya, şikayetlerinin olmadığı veya en az düzeyde olduğu bir yaşam sağlamaktır. Tedavi uzun sürelidir. Tedavide birinci basamak kişinin duyarlı olduğu alerjenlerden uzaklaşması ve sakınmasıdır. Tedavinin ikinci basamağı ilaçlardır. Öncelikle solunum yolu ile alınan, sprey veya toz şeklindeki ilaçlar tercih edilmelidir. Astım İlaçları Astım tedavisinde iki çeşit ilaç grubu kullanılmaktadır. Bunlar; hastalığı tedavi eden ya da kontrol eden ilaçlar ve rahatlatıcı ilaçlardır. Astım tedavisinde hangi ilaçların ne kadar süre ile ve hangi durumlarda kullanılacağı mutlaka doktor tarafından belirlenmelidir. Astımlı hastalarda aspirin ya da diğer ağrı kesicileri aldıktan yarım saat sonra göğüste sıkışma, öksürük, burun akıntısı, gözlerde kızarma, baş-boyunda kızarıklık görülebilir. Daha ciddi durumlarda şok ve şuur kaybı ortaya çıkabilir. Aspirin alerjisi bulunan astımlı hastalarda, beraberinde burun polipleri de bulunabilir. Gerekli durumlarda hastanın alerjisi olmayan bir ağrı kesici tercih edilir. Bazı tansiyon ve kalp ilaçları ile glokom için kullanılan göz damlaları, anestezide ve radyolojik tetkikler sırasında kullanılan ilaçlar da astım hastalarında şikayetlere neden olabilir. Doktorunuza herhangi bir ilaç reçete edilmesinden önce astımınız olduğunu bildirirseniz size uygun ilacı yazacaktır. Hamilelikte Astım Gebelik süresince astımlı hastaların yarısında herhangi bir değişiklik gözlenmez. 3 hastadan 1'inde ise şikayetler artarken 3 hastadan 1'inde ise şikayetler hafifler. Tedavi edilmeyen astım, bebeğe ilaçlardan daha çok zarar verebilir.

19 Ekim 2017 Perşembe - 12:04

Organ Bağışı ORGAN BAĞIŞI HAKKINDA MERAK ETTİKLERİNİZ Bizim yada en sevdiklerimizden birinin organ nakline ihtiyacı olursa ne yaparız? Onları yaşatmak için nelerden vazgeçebileceğimizi bir düşünün! Bir gün daha bizimle kalması için neleri feda edebileceğimizi? Ve bu durumdaki binlerce gözü yaşlı insanı….. Lütfen… Organ bağışına destek verelim, duyarlılık gösterelim! ORGAN NAKLİ NEDİR? Vücutta görevini yapamayan bir organın yerine canlı bir vericiden veya ölüden alınan sağlam ve aynı görevi üslenecek bir organın nakledilmesi işlemidir. ORGAN BAĞIŞI NEDİR? Bir kişinin hayatta iken serbest iradesi ile tıbben yaşamı sona erdikten sonra doku ve organlarının başka hastaların tedavisi için kullanılmasına izin vermesi ve bunu belgelendirmesidir. NAKİL YAPILABİLECEK DOKU VE ORGANLAR HANGİLERİDİR? Ülkemizde nakil yapılan organlar -Böbrek -Deri -Karaciğer -Kalp -Akciğer -Pankreas -İncebağırsak Nakil yapılan dokular ise; -Kemik -Kemik iliği -Kornea -Kalp kapağı HER ÖLÜMDEN SONRA ORGANLAR ALINABİLİR Mİ? Organ bağışı yapılsa bile her ölümden sonra organ nakli mümkün değildir. Örneğin evde yada yolda vefat eden bir kimse bağış kartı ve ailesinin rızası olsa bile organları alınamaz. Yalnızca hastane yoğun bakım ortamında tıbben ölümü gerçekleşen insanlardan organ nakli yapılabilir. Yani sıkça duyduğumuz deprem ve felaketlerden sonra cesetlerin organlarının alınması gibi bir durum söz konusu değildir. BİR ORGAN HERKESE NAKLEDİLEBİLİR Mİ? Bir organın hiçbir özellik aranmadan herhangi birine nakledilmesi söz konusu değildir.Organ naklinde alıcı verici olacak kişilerin doku uyumları önem arz etmektedir. Alıcı ve vericinin doku uyumları testlerle belirlenir en yüksek doku uyumunda cerrahi işlem gerçekleştirilir. Ayrıca doku uyumunun yanı sıra nakille verilen bağışıklık önleyici ilaçlarla (İmmunsuppresive) ameliyat başarısı yükselir. KİŞİ ÖLMEDEN ORGAN NAKLİ KARARI ALINABİLİR Mİ? Tıpta en temel ilke her bireyin kendi yaşam hakkı olduğu ve trilyonda bir yaşama dönüş şansı bile olsa bu şansın sonuna kadar kullanılması gerektiğidir. Hiç kimse için nasıl olsa ölecek tabiri kullanılamaz. Hastane yoğun bakım ortamında doktorlardan oluşan bir ekip tarafından tıbbi ölüm kararı verilmeden organ nakli düşüncesi asla gündeme gelemez. DİNEN BİR SAKINCA VAR MIDIR? Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, organ bağışını insanın insana yapabileceği en büyük yardım olarak tanımlanmıştır. 6.3.1980 tarih 396 sayılı kararı ile organ naklinin caiz olduğunu bildirmiştir. Diğer islam ülkelerinde de ve bütün büyük dinlerde de benzer kararlar mevcuttur. Kur'an-ı Kerim'de de (Maide Suresi, Ayet 32) " KİM BİR KİMSEYE HAYAT VERİRSE, ONUN SANKİ BÜTÜN İNSANLARA HAYAT VERMİŞÇESİNE SEVAP KAZANACAĞI " beyan olunmuştur. NEREYE-NASIL ORGAN BAĞIŞI YAPABİLİRİM? -İl Sağlık Müdürlüğü -Hastaneler -Organ nakli yapan merkezlere Organ bağışı yapmak isteyen kişiler yukarda belirtilen yerlere başvuru yaparak iki tanık huzurunda bir belge imzalayarak organ bağışı kartına sahip olurlar. Organ bağışı kartını alan kişinin, bağış kartını her zaman üzerinde taşıması gerekmektedir. ORGAN BAĞIŞI İÇİN YAŞ SINIRI VE ÖZELLİK ARANIYOR MU? 18 Yaş ve üzeri akli dengesi yerinde olan herkes organ bağışı yapabilir ve organ bağışı kartı sahibi olabilir. BÜTÜN ORGANLARIMI BAĞIŞLAMAK İSTEMİYORUM, MÜMKÜN MÜ? Organ bağışı kartının bir bölümünde bağışlamak istediğiniz organlarla ilgili seçenekler mevcuttur, bu bölümde işaretlediğiniz organlarınız dışında her hangi bir organınızın alınması söz konusu değildir. HER ORGAN BAĞIŞI YAPANIN ORGANLARI MUTLAKA ALINIR MI? Kişi organ bağışı yapmış olabilir fakat evde yolda yada kaza yerinde ölümü gerçekleşmiş ise organları alınamaz. Daha öncede belirttiğimiz gibi ancak hastane ortamında tıbben ölümü gerçekleşmiş kişilerin organları alınabilir. ORGAN BAĞIŞI FİKRİMDEN VAZGEÇTİM! MÜMKÜN MÜ? Organ bağışı kartı sahibi olsanız dahi, istediğiniz anda ailenize bildirerek ve bağış kartınızı yırtarak, fikrinizden vazgeçebilirsiniz. ORGAN BAĞIŞI YAPTIĞIMI, AİLE BİREYLERİMDEN GİZLEMEK İSTİYORUM! ÜZERİMDEN ÇIKACAK BAĞIŞ KARTI YETERLİMİDİR? Hiçbir zaman bağış kartı tek başına yeterli değildir. Ailenizin yada yakınlarınızın rızası olmadan organlarınız alınamaz. Bu sebeple bağış yaptığınız andan itibaren bu kararınızı ailenizle paylaşmanız gerekmektedir, organ bağışı bir nevi mirastır. ORGANLARIMIN BİRİNE SATILMA İHTİMALİ YADA BELİRLİ KİŞİLERE ÖZELLİKLE VERİLME DURUMU VAR MIDIR? Kişilerin bir bedel karşılığı organlarını vermeleri 2238 sayılı yasaya göre yasaktır. Bağışlanan organlar, bu konuyla ilgilenen Ulusal Koordinasyon Sistemi tarafından tıbben acilliği ve doku uyumuna göre en uygun alıcıya nakil edilir. Bu belirlemede zengin, fakir, ırk, cinsiyet vb. ayrımlar kesinlikle yapılmaz. ORGANLARI ALINAN KİŞİNİN CENAZESİ VUCUT BÜTÜNLÜĞÜ BOZULMADAN TESLİM EDİLMESİ MÜMKÜN MÜDÜR? Organları alınan kişinin cenazesi, kamuoyuna yansıdığı gibi bir torba içinde teslim edilmez aksine son derece özenli bir şekilde vücut bütünlüğü bozulmadan aileye teslim edilir. Bu konuda nakil merkezleri özellikle hassasiyet göstermektedir. TÜRKİYE’DE ORGAN NAKLİ NE DURUMDADIR. 1975 CANLI DONÖRDEN BÖBREK NAKLİ 1978 KADAVRADAN BÖBREK NAKLİ 1988 KADAVRADAN KARACİĞER NAKLİ 1989 İLK BAŞARILI KALP NAKLİ 1990 CANLI AKRABADAN KISMİ KARACİĞER NAKLİ 1991 KALP KAPAĞI NAKLİ 1998 KADAVRA KARACİĞERİ İKİYE BÖLÜNEREK İKİ KİŞİYE NAKLİ. 1979 yılında Organ Ve Doku Alınması, Saklanması Ve Nakli Hakkında 2238 sayılı kanun çıkarılmış ve bu yasa 1982 yılında yeniden düzenlenmiştir.

19 Ekim 2017 Perşembe - 12:03

Akılcı Antibiyotik Kullanımı Enfeksiyon hastalıkları, halk sağlığı açısından önemli ve uygun antimikrobik tedaviyle başarının sağlandığı bir alandır. Bununla birlikte gerek toplumda gerekse hastanede kazanılan enfeksiyon hastalıkları akılcı olmayan antimikrobiyal tedavilerin kullanılması sonucu tedavi edilememekte ve belki de hasta kaybedilmektedir. Uygun antimikrobiyal tedavi; sağ kalım, komplikasyon ve kronikleşmenin önlenmesi, hastalık şiddet ve süresinin kısaltılması açısından önemlidir. Hekimlerin elektronik ortamda reçeteleme davranışlarının analiz edilmesine imkan sağlayan “Reçete Bilgi Sitemi (RBS)”nden yararlanılarak, birinci basamakta 2011 yılında düzenlenmiş reçeteler değerlendirildiğinde; toplam 439.539.673 kutu ilacın reçete edildiği ve bunun %12,71 oranıyla 55.878.010 kutusun antibiyotiklerden oluştuğu tespit edilmiştir. Düzenlenmiş reçetelerin maliyet analizleri yapıldığında ise genel maliyetin % 14,14’ünü antibiyotikler oluşturmaktadır. Bu durum ülkemizdeki ilaç tüketiminde önemli bir yeri olan antibiyotiklerin akılcı kullanımının önemini göstermektedir. İdeal antibiyotik kullanımı için; doğru tanı sonrası doğru antibiyotik; en uygun yoldan, etkin dozda, optimum aralıklarla, uygun süreyle verilmelidir. Doğru antibiyotik kullanımı için, mikrobiyolojik olarak kanıtlanmış bakteriyel bir enfeksiyonun varlığı mutlaka sorgulanmalıdır. Tanı açısından gerekli değerlendirme yapılmadan ve enfeksiyon olmaksızın antibiyotik kullanılması, seçilen antibiyotiğin yanlış olması, antibiyotik dozunun yetersiz veya aşırı olması, doz aralıklarının uygunsuz olması durumlarında antibiyotikler uygun kullanılmamış olur. Etkinliği bilinen bir antibiyotik yerine maliyeti daha yüksek ve yeni olan bir antibiyotiğin seçilmesi, gerekli olmadığı halde aynı anda birden fazla antibiyotiğin kullanılması, kültür sonucuna uygun olmayan antibiyotik kullanımı da antibiyotiğin uygunsuz kullanımına örneklerdir. Birinci basamak tedavi hizmetlerinde tüm antibiyotik reçetelerinin çoğunlukla solunum yolu enfeksiyonları için düzenlendiğini gösterilmiştir. Birçok solunum yolu enfeksiyonu vakasında antibiyotiklerin gerekli olmadığına ve hastanın bağışıklık sisteminin basit enfeksiyonlarla mücadele edebilecek yeterlilikte olduğuna ilişkin kanıtlar mevcuttur. Sadece bakteriyel enfeksiyonlara karşı etkili olan antibiyotikler; yaygın olarak yanlış kullanımın gözlendiği soğuk algınlığı veya grip gibi virüslerin neden olduğu enfeksiyonlar için çözüm değildirler ve virüsün diğer insanlara bulaşmasını önlemezler. Antibiyotik kullanımı gerektirmeyen durumlarda, enfeksiyon taşıyan hastalardan diğer kişilere bulaşmasını önlemek amacıyla enfeksiyon kontrol tedbirlerinin alınması yeterlidir. Antibiyotiklerin yanlış nedenlerle veya doğru olmayan biçimde kullanılması, bakterilerin sonraki tedavilere karşı direnç göstermesine neden olabilir. Antimikrobiyal direnç, bu mikroorganizmanın neden olduğu enfeksiyonu tedavi etmek veya önlemek amacıyla antimikrobiyal ajanın etkisinin azalmasına veya yok olmasına neden olur. Bakteriler için antibiyotik direnci, bakterilerin herhangi bir antibiyotiğin varlığına rağmen üreyebilmesi ve enfeksiyon yapabilmesidir. Bunun sonucunda ise, daha sonra antibiyotiğe ihtiyaç duyulduğunda işe yaramazlar. Bu yalnızca antibiyotiği uygun olmayan biçimde kullanan kişi açısından değil, sonradan dirençli bakteriye yakalanma riski olan herkes için tehlike oluşturmaktadır. Antibiyotik direnci tüm dünyada önemli bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Antibiyotik-dirençli bakterilerin yol açtığı enfeksiyonlar, hastalığın ve ölüm oranlarının artması ve hastanede geçirilen sürenin uzaması ile sonuçlanmakta ayrıca tedavi maliyetlerinde de artışa neden olmaktadır. Antibiyotik kullanımı, insanlardaki normal bakteriyel floranın değişmesine bu da çoğu kez antibiyotik dirençli bakterilerin ortaya çıkmasına ve ishal gibi yan etkilerin görülmesine neden olabilmektedir. Unutmayalım ki antibiyotikler; ateş düşürmez, ağrı dindirmez, virüslere bağlı enfeksiyonları tedavi edemez. Yaygın ve yanlış kullanıldığında ise hızla direnç gelişen antibiyotik, esas etki beklediğimiz bakterilerin neden olduğu enfeksiyonların tedavisinde de etkisiz hale gelir. Hekim reçete etmedikçe antibiyotik kullanılmamalıdır. Hastaların, daha önceki bir hastalığında kullandığı antibiyotiğin, tekrar benzer hastalığa yakalansa bile hekime danışmadan kullanmaması gerektiği konusunda bilinçli olması gerekmektedir. Özellikle grip ya da nezle gibi virüslere bağlı solunum yolu enfeksiyonlarında antibiyotiklerin tedavide yeri olmadığını unutulmamalıdır. Hekim önerisi sonrası reçete ile alınan antibiyotiğe, enfeksiyonu en etkili biçimde tedavi etmek ve direncin ortaya çıkma riskini azaltmak için antibiyotikler doğru dozda, doğru şekilde ve reçeteye uygun zaman aralıklarında alınarak uygun biçimde kullanılmalıdır. Hasta kendisini iyi hissetse bile tedaviyi hekimin belirttiği süreden önce sonlandırmamalıdır. Aksi taktirde faydadan çok zarar getirecektir. Artmış veya reçetesiz alınmış antibiyotikler yerine her zaman tıbbi reçeteli antibiyotikler kullanılmalıdır. Bakteriyel enfeksiyonlara karşı en önemli silahımız olan antibiyotiklere direnç gelişimini önlemek için antibiyotikleri doğru kullanma konusunda toplum olarak farkındalığımızı artırmamız gerekmektedir.

25 Ağustos 2017 Cuma - 14:26

Sigara Toplumun Baş Belası Dünyada, her 10 saniyede 1 kişi sigaradan ölüyor. Bu, her yıl 6 milyon kişinin sigara sebebiyle hayatını kaybetmesi demektir. "İçen de ölüyor, içmeyen de..." gibi mantık hatası içeren bahanelerle ne yazık ki sigaraya bağlı ölümler, hastalıklar ve maddî kayıplar artıyor; önemsiz görülen sigara başka diğer bağımlılıkların da giriş kapısı oluyor.

25 Ağustos 2017 Cuma - 14:25

KURBAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN En Güzel Bayramların En Güzel Anlıları Sadece Bugün değil Hergün Size güzel bir Anı olsun! Kurban Bayramınız Kutlu Olsun!

25 Ağustos 2017 Cuma - 11:34

SAĞLIĞIMIZ İÇİN ADIM ATALIM Fiziksel aktivite en basit tanımı ile enerjiyi harcamak için vücudun hareket etmesi olarak tanımlanabilir. Bugün insanlar fiziksel aktivitelere katılmanın gerekliliğini daha iyi kavramış durumdadırlar. Birçok insan spor merkezlerine devam etmekte ya da evde egzersiz yapmaktadır. Son yıllarda tüm dünyada mücadelesi yoğun bir şekilde devam eden, uzun süreli enerji dengesizliği sonucunda oluşan ve birçok hastalığın ortaya çıkmasına zemin hazırlayarak yaşam süresini ve kalitesini olumsuz yönde etkileyen şişmanlığın (obezite) en önemli sebeplerinden biri fiziksel aktivitenin yetersiz olmasıdır. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de obezitenin görülme sıklığı gittikçe artmakta, görülme yaşı düşmekte ve sağlık üzerindeki etkileri ciddi boyutlara ulaşmaktadır. Yaşımız ilerledikçe vücudumuzda ne gibi değişiklikler meydana gelir? Kas dokusunda azalma-yağ dokusunda artma. Ne yazık ki yağlar vücudunuzu hareket ettirmek için kasılan kaslarınız gibi fonksiyon gösteremezler. Yağlar direk olarak vücut ağırlığına eklenerek vücudu daha zor hareket eder hale getirirler. Kemikler yaş ilerledikçe mineral içeriklerini (kalsiyum ve fosfor) kaybederler. Bu durum ileri yaşlarda kemik erimesi (osteoporoz) olarak adlandırılan büyük sağlık problemini ortaya çıkartır. Kemik erimesi kemiklerde kompresyon kırıklarına neden olur. Bu kırıklar genellikle: kalçalar, omurlar ve el bileğinde meydana gelir. Kalp-damar sistemi; akciğerler, kalp ve kan damarlarından oluşmaktadır. Kalp-damar sistemimizdeki en büyük bozulma yaşam tarzımızla olmaktadır. Zamanla kan damarları içinde kalsiyum, kolesterol ve yağlar birikerek tıkanıklığa bu durum ise kalp krizi veya inmeye neden olur. Ölümlerin çoğu bu nedenle olmaktadır. En yavaş bozulmaya başlayan merkezi sinir sistemidir. Reflekslerimiz ve reaksiyonlarımız daha yavaş hale gelir ve biz çeviklik isteyen hareketlerde hız kaybederiz. Düşme veya kayma gibi durumlarda kendimizi korumamız zorlaşır. Düzenli fiziksel aktivitenin faydaları nelerdir? Kas gücü ve vücut esnekliğini geliştirir. Kalp-damar sistemini güçlendirerek dayanıklılığı arttırır. Akıl ve ruh sağlığı açısından da faydalıdır. Düzenli egzersizle kişi gerilimini azaltabilir, günlük baskılardan uzaklaşabilir ve zihnini zinde tutabilir. İdeal vücut ağırlığına ulaşmayı ve yağ dokusunda azalmayı sağlar. Daha iyi motor koordinasyon sağlar. Çevikliği artırır. Egzersiz yapmak için zaman ya da başka koşullar nedeniyle olanak olmadığı düşünüldüğünde, gün içindeki zorunlu hareketler egzersize dönüştürülebilir; Özel araç yerine toplu taşıtları tercih etmek, Gidilecek yere varmadan bir kaç durak önce inip yola hızlı bir şekilde yürüyerek devam etmek Asansöre binmek yerine merdivenleri kullanmak, Hızlı yürüyüşle alışveriş yapmak, hafif formda egzersiz yerine geçebilir. Belirli bir program dâhilinde ve profesyonel yardım almadan egzersiz yapılacaksa bilinmesi gereken bazı kurallar vardır; Daha önce hiç egzersiz yapmamış olanlar gün aşırı 10 dakika gibi sürelerle başlamalı ve bunu zaman içinde en az 30 dakika olacak şekilde arttırmalıdırlar. Egzersiz öncesinde yumuşak ve yavaş hareketlerle gererek kaslar ısıtılmalıdır. Ani hareketler ve aşırı yüklenme özellikle daha önceden alışık olmayan bireylerde spor yaralanmalarına neden olabilir. Bilinçsizce yapılan aşırı egzersiz ise sağlık için hareketsizlik kadar zararlıdır. Bilinen bir kronik hastalığı olanlar, egzersiz programlarına başlamadan önce kendilerini izlemekte olan hekime başvurmalıdırlar. Egzersizle birlikte gelen şiddetli göğüs ağrısı ve nefes darlığının kalp hastalığı belirtisi olabileceği bilinmelidir. Açık havada yapılacak sporlar için hava kirliliğinin yoğun olmadığı ortamları seçmek dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli noktadır. Bedenimiz var olma aracımızdır. Egzersiz sırasında olduğu kadar gündelik yaşamımız sırasında da onu yanlış hareketle gelecek zararlardan korumamız gerekir; Uzun süre aynı şekilde durarak çalışmak zorunda kalındığında zaman zaman çalışmaya ara vererek gezinmek, oturuluyorsa kalkıp dolaşmak kas yorgunluğunu azaltır. Ağır bir şey kaldırırken belden öne eğilmek yerine, çömelerek ağırlığı bedenin değişik bölümlerine paylaştırmak, belimizi korumak açısından önemlidir. Araçsız ve özel bir teknik kullanmadan yetişkin bir kadının kaldıracağı yük 15kg.’ı, yetişkin bir erkeğin kaldıracağı yük ise 25kg.’ı geçmemelidir. Kullanılan ayakkabı, doğal bel kavisini destekler nitelikte hafif topuklu olmalıdır. Uzun süre oturularak yapılan işlerde oturulan koltuk ya da sandalye bel boşluğunu desteklemelidir. Ayakları dayamak için yükseltici basamak bulunmalıdır. Çalışılan masalar, tezgahlar ergonomik yükseklikte olmalıdır. Sağlığını düşünen herkes fiziksel aktivitenin önemini kavramalı ve belirli aktiviteleri günlük programına dâhil etmelidir. Sedanter yaşam şekli yetişkinlerde bazı hastalıkların gelişimine zemin hazırlar; Yüksek kan basıncı (hipertansiyon), Kalp hastalıkları, Şişmanlık (obezite), Şeker hastalığı (diabet), Kemik erimesi (osteoporoz), Depresyon, Bel ağrısı, Kireçlenme (artrit) gibi birçok hastalığın ortaya çıkmasına ya da var olanların şiddetinin artmasına neden olacaktır. Yetişkinler, istirahat ettikçe ve daha az aktif hale geldikçe kendilerini daha yorgun hissedeceklerdir. Sonuç olarak fiziksel uygunluk seviyeleri de düşecektir. Egzersiz Programına Başlarken; Çoğumuz tamamen inaktif değiliz. Evimizi temizleriz, arabamızı yıkarız, ev için alışverişe gideriz, bahçemiz varsa bahçe işleri ile ilgileniriz. Bütün bunlar fiziksel aktivite sayılır. İşiniz veya evinizdeki sorumluluklarınız dışında bir aktivite yapmak istediğinizde rutin fiziksel aktivitenizi daha düzenli bir egzersiz programı ile değiştirmeniz gereklidir. Bunun için belirli adımları takip edebilirsiniz: 1. Sevdiğiniz bir aktivite seçin: Aksi takdirde bunu sürdüremezsiniz. Yürüyüş en ucuz ve yapılabilir egzersiz programlarından birisidir. Eğer yürüyüş sizin için yeterli değilse ya da mutlu değilseniz o zaman bisiklete binme, yüzme veya sağlık klüplerine katılma gibi başka bir aktivite deneyebilirsiniz. 2. Fiziksel aktiviteyi önceliğiniz haline getirin: Günde en az 30 dakikalık orta şiddette bir fiziksel aktiviteyi hedefiniz olarak belirleyin. Eğer zamanınız kısıtlı ise aktivitenizi gün içinde 10’ar dakikalık seanslara bölün. 3. Zaman içinde küçük değişiklikler yapın: Aktivite seviyenizi dereceli olarak artırın. Başlangıçta kolay ve yavaş tutun, dayanıklılığınızı dereceli olarak günde en az 30 dakikaya ulaşıncaya kadar artırın. Kas ağrıları ve yaralanmalarını önlemeye yardımcı olmak için yavaş yavaş aktivite düzeyinizi artırın. Değişik Tip Fiziksel Aktiviteleri Birleştirin 3 farklı aktivite tipi vardır: 1. Aerobik aktivite: Kalp ve akciğerleri kuvvetlendirir. Bolca oksijen kullanır ve kalori yaktırır (Örneğin: yürüyüş, bisiklet, yüzme, tenis) 2. Kuvvetlendirme ve ağırlık aktiviteleri: Bacaklar, kollar, göğüs ve karın bölgesine ait geniş kas gruplarını çalıştıran aktivitelerdir (örneğin: yürüyüş, çocuk taşıma, serbest ağırlıklar kullanma, ağırlık aletleri). Bu tip egzersiz; kaldırma, hareket ettirme ve taşımaya yönelik vücudunuzdaki kas yüzdesini artırır. 3. Denge ve germe aktiviteleri: Daha az kalori yakar, kas boyunu uzatır ve uzanma-germe ve eğilmeye yönelik eklemlerinizin hareketlerini artırır, kas gerginliğini azaltır ve yaralanmaları önler (örneğin: yoga, hafif germe egzersizleri). İyi planlanmış bir program her hafta bu üç tipteki egzersizleri içermelidir. Aerobik egzersizler bu programın merkezinde yer almalıdır, çünkü kalp ve kan damarlarınızı iyi durumda tutar. Her aerobik egzersiz seansı 5-10 dakikalık ısınma (yürüyüş/germe) ve onu takiben 20-30 dakikalık aerobik egzersiz daha sonra da 10-12 dakikalık soğuma periyodunu içermelidir. Genel olarak egzersiz programlarına germe aktiviteleri ile başlayın ve bitirin. Egzersiz Programı Oluşturun Yürüyüş programını örnek olarak verirsek, egzersiz programı oluşturmak için adımlar şu şekilde sıralanabilir: Kronik bir hastalığınız varsa, erkeklerde 40 yaş, kadınlarda 50 yaş üzerindeyseniz bir hekime başvurun. Hedef kalp hızınızı belirleyin. Günleri belirleyerek haftada 2 gün yürümeye başlayın. Her hafta yürüyüş sayınızı dereceli olarak artırın. Daha sonra yürüyüş mesafenizi artırın. Yorulmadan uzun mesafeleri yürüyebildiğiniz zaman ısınma ve soğuma egzersizleri ekleyin. Dereceli olarak bazı kas kuvvetlendirme egzersizlerini ekleyin. Fiziksel Uygunluğunuzu Geliştirin; Fiziksel uygunluğunuzu geliştirecek seviyede egzersiz yapın. Sizin için uygun olan seviyede çalışıp çalışmadığınızı iki şekilde belirleyebilirsiniz: Konuşma testi: Orta şiddette egzersiz yaparken kolaylıkla konuşabi­lirsiniz. Egzersiz sırasında konuşurken zorlanıyorsanız, nefes nefese kalı­yorsanız aktivite seviyeniz şiddetli demektir. Kalp hızı: 10 saniyedeki kalp atım hızınızı belirleyin. Maksimum kalp hızı: Çok yoğun egzersiz süresince kalbinizin en hızlı atımı. Kişiden kişiye değişiklik gösterir. Maksimum kalp hızınızı belirlemek için 220 den yaşınızı çıkartın. Hedef kalp hızı: Egzersiz süresince dakikada kalbinizin atması gereken sayıdır. Orta şiddetli fiziksel aktivite sırasında: Hedef kalp hızı maksimum kalp hızının P-70’i arasında olmalıdır. Örneğin: Maksimum kalp hızı 170 atım/dakika (220-50) olan 50 yaşında bir kişinin hedef kalp hızı: (P seviyesi) 170x0.50= 85 atım/dakika (p seviyesi) 170x0.70= 119 atım/dakika Bu kişinin orta şiddetteki egzersiz sırasındaki hedef kalp hızı 85-119 atım/dakika olmalıdır. Şiddetli fiziksel aktivite sırasında: Hedef kalp hızı maksimum kalp hızının p-85’i arasında olmalıdır. Örneğin: Maksimum kalp hızı 185 atım/dakika (220-35) olan 35 yaşında bir kişinin hedef kalp hızı • (p seviyesi) 185x0.70= 130 atım/dakika • (� seviyesi) 185x0.85= 157 atım/dakika Bu kişinin şiddetli bir aktivite sırasındaki hedef kalp hızı 130-157 atım/dakika olmalıdır. Egzersize başlarken hedef kalp hızınızın ` seviyesinde olmasını amaçlayın. Orta şiddette egzersiz seviyesinde hedef kalp hızı u, ileri seviyede ise hedef kalp hızı � olmalıdır. Fiziksel uygunluğunuzu geliştirmek için 20-30 dakika süresince hedef kalp hızınızı korumanız gerekir. Yüksek şiddette egzersizin kalp problemi ve kas yaralanmaları riskini artıracağını unutmayınız!!! Başka türlü spor yapma olanağı olmasa bile her gün, hiç değilse gün aşırı en az 30 dakika hızlı tempoda yürüyüş yapmak da iyi bir egzersizdir. Gebelik, doğum sonrası ve menopoz dönemlerinde kadınlar için egzersiz yapmak daha da önemlidir. Ancak egzersiz yapmak bir yaşam biçimi olmalıdır. Bireylerin günlük hayatlarını programlarken temel gereksinimleri arasında egzersize de yer ayırmaları gerekmektedir. Daha önceden hiç egzersiz yapmamış bir kişi hareketli yaşama geçerken sorun yaşayabilir, ancak bu geçiş döneminin ardından kendi bedenindeki değişiklikleri ve bunun önemini kavrayarak egzersizi hayatının bir parçası haline getirecektir. Sağlığınız için haftanın en az 5 günü ve günde en az 30 dakika orta şiddetli fiziksel aktiviteler yapmanız yeterli olacaktır. VEYA Şiddetli fiziksel aktiviteler haftanın en az 3 günü ve günde en az 20 dakika olacak şekilde yapılmalıdır. Orta şiddette fiziksel aktiviteler; Tempolu yürüyüş (saatte yaklaşık 5 km) Bahçe işleri Ev işleri (süpürme,silme) Bisiklet (saatte 16 km den az) Hafif ritimde halk oyunları Salon Dansları Tenis (çift) Şiddetli fiziksel aktiviteler; • Koşu/joging (saatte 8 km) • Bisiklet (saatte 16 km den fazla) • Yüzme • Aerobik egzersizler • Çok hızlı yürüme (saatte 7 km hız ile) • Ağırlık kaldırma • Basketbol

TÜM DUYURULARI GÖSTER
HABERLER
DOKTOR YAZILARI
ÇALIŞMA PLANI
ZİYARETÇİ DEFTERİ
FOTO GALERİ
Adresler
EN SON HABERLER
14-mart-tp-bayrammz-kutlu-olsun
14 MART TIP BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

14 MART TIP BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

14 Mart 2018 Çarşamba - 13:20
afyonkarahisar-devlet-hastanesi-ameliyathane-hemsireligi-sertifikali-egitim-programi
Afyonkarahisar Devlet Hastanesi Ameliyathane Hemşireliği Sertifikalı Eğitim Programı

Afyonkarahisar Devlet Hastanesi tarafından Ameliyathane Hemşireliği Sertifikalı Eğitim Programı 12 Ekim-12 Kasım 2017 tarihleri arasında yapılacak olu...

21 Eylül 2017 Perşembe - 08:05
21-eylul-2017-persembe-tarihli-resm-gazete-haberleri
21 Eylül 2017 Perşembe Tarihli Resmî Gazete Haberleri

21 Eylül 2017 Perşembe Tarihli ve 30187 sayılı Resmi Gazete de bugün hangi haberler var? 21 Eylül 2017 Tarihli ve 30187 Tarihli Resmi Gazete atama kar...

21 Eylül 2017 Perşembe - 08:02
12-eylul-2017-sali-tarihli-resm-gazete-haberleri
12 Eylül 2017 Salı Tarihli Resmî Gazete Haberleri

12 Eylül 2017 Salı Tarihli ve 30178 sayılı Resmi Gazete de bugün hangi haberler var? 12 Eylül 2017 Tarihli ve 30178 Tarihli Resmi Gazete atama kararla...

12 Eylül 2017 Salı - 17:22
05-eylul-2017-sali-tarihli-resm-gazete-haberleri
05 Eylül 2017 Salı Tarihli Resmî Gazete Haberleri

05 Eylül 2017 Salı Tarihli ve 30171 sayılı Resmi Gazete de bugün hangi haberler var? 05 Eylül 2017 Tarihli ve 30171 Tarihli Resmi Gazete atama kararla...

05 Eylül 2017 Salı - 09:48
07-subat-2017-sali-tarihli-29972-sayili-resm-gazete-haberleri
07 Şubat 2017 Salı Tarihli, 29972 Sayılı Resmî Gazete Haberleri

07 Şubat 2017 Salı Tarihli ve 29972 sayılı Resmi Gazete de bugün hangi haberler var? 07 Şubat 2017 Tarihli ve 29972 Tarihli Resmi Gazete atama kararla...

07 Şubat 2017 Salı - 07:56
bulent-ecevit-universitesi-25-akademik-personel-alinacak
Bülent Ecevit Üniversitesi 25 Akademik Personel Alınacak

Bülent Ecevit Üniversitesi 25 Akademik Personel Alınacak. Aranılan şartlar neler? Başvuru şekli nasıl olacak? İstenilen belgeler neler? İşte habere ai...

03 Şubat 2017 Cuma - 17:36
03-subat-2017-cuma-tarihli-29968-sayili-resm-gazete-haberleri
03 Şubat 2017 Cuma Tarihli, 29968 Sayılı Resmî Gazete Haberleri

03 Şubat 2017 Cuma Tarihli ve 29968 sayılı Resmi Gazete de bugün hangi haberler var? 03 Şubat 2017 Tarihli ve 29968 Tarihli Resmi Gazete atama kararla...

03 Şubat 2017 Cuma - 10:24
asgari-ucret-bugun-belli-oldu
Asgari ücret bugün belli oldu!

2017 asgari ücret rakamı belli oldu. Çalışma Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, yeni yıldan itibaren geçerli olacak olan asgari ücreti açıkladı. İşte detaylar...

29 Aralık 2016 Perşembe - 10:57
akademisyenler-de-icap-nobeti-ucreti-alabilecek
Akademisyenler de icap nöbeti ücreti alabilecek

Denizli Tabip Odası’nın akademisyen hekimlerin tutmuş oldukları icap nöbeti ücretleri için yargıya taşıdığı dava sonuçlandı

26 Aralık 2016 Pazartesi - 16:18
tum-yerli-uretim-tesislerinin-dikkatine-duyruu
Tüm yerli üretim tesislerinin dikkatine duyruu

Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu tarafından Tüm yerli üretim tesislerinin dikkatine duyuru yayımlandı.

15 Aralık 2016 Perşembe - 09:31
13-bin-ilacin-yuzde-15-i-recetesiz-satilabilecek
13 bin ilacın yüzde 15'i reçetesiz satılabilecek

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK), 13 bin ilaçtan sadece 87’sinin reçetesiz satılması üzerine önemli bir çalışma başlattı.

25 Kasım 2016 Cuma - 09:02
eczacilikta-uzmanlik-icin-eus-mesleki-sinavi-getirildi
Eczacılıkta uzmanlık için EUS mesleki sınavı getirildi

czacılıkta uzmanlık eğitimi alacakların belirlenmesi amacıyla Eczacılık Uzmanlık Sınavı (EUS) yapılacak

21 Ekim 2016 Cuma - 10:35
05-ekim-2016-arsambatarihli-ve-29848-sayili-resm-gazete-haberleri
05 Ekim 2016 Çarşamba Tarihli ve 29848 Sayılı Resmî Gazete Haberleri

05 Ekim 2016 Çarşamba Tarihli ve 29848 sayılı Resmi Gazete'de bugün hangi haberler var? 05 Ekim 2016 Çarşamba Tarihli ve 29848 Tarihli Resmi Gazet...

05 Ekim 2016 Çarşamba - 07:48
30-eylul-2016-tarihli-ve-29843-sayili-resm-gazete-haberleri
30 Eylül 2016 Tarihli ve 29843 Sayılı Resmî Gazete Haberleri

30 Eylül 2016 Cuma Tarihli ve 29843 sayılı Resmi Gazete'de bugün hangi haberler var? 30 Eylül 2016 Tarihli ve 29843 Tarihli Resmi Gazete atama kar...

30 Eylül 2016 Cuma - 07:38
2016-muhendislik-tamamlama-tercihlerin-alinmasi
2016-Mühendislik Tamamlama: Tercihlerin Alınması

2016-Mühendislik Tamamlama: Tercihlerin Alınması

28 Eylül 2016 Çarşamba - 09:31
hasta-dosyalarinin-tge-kayit-zamani-hakkinda-duyuru
Hasta dosyalarının TİG’e kayıt zamanı hakkında duyuru

Sağlık Bakanlığı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu tarafından Hasta dosyalarının TİG’e kayıt zamanı hakkında duyuru yayımlandı.

28 Eylül 2016 Çarşamba - 09:30
28-eylul-2016-tarihli-ve-29841-sayili-resm-gazete-haberleri
28 Eylül 2016 Tarihli ve 29841 Sayılı Resmî Gazete Haberleri

28 Eylül 2016 Çarşamba Tarihli ve 29841 sayılı Resmi Gazete'de bugün hangi haberler var? 28 Eylül 2016 Tarihli ve 29841 Tarihli Resmi Gazete atama...

28 Eylül 2016 Çarşamba - 09:30
tum-ilac-ureticileri-ve-ruhsat-sahibi-firmalarin-dikkatine-duyuru
Tüm ilaç üreticileri ve ruhsat sahibi firmaların dikkatine duyuru

Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu tarafından Tüm ilaç üreticileri ve ruhsat sahibi firmaların dikkatine duyuru yayımlandı.

28 Eylül 2016 Çarşamba - 09:00
cumhuriyet-universitesi-14-sozlesmeli-personel-alinacak
Cumhuriyet Üniversitesi 14 Sözleşmeli Personel Alınacak

Cumhuriyet Üniversitesi 14 Sözleşmeli Personel Alınacak

22 Eylül 2016 Perşembe - 08:53